L
LugatioEdebiyat Lügati
← Tüm kitaplar
1922Erken Cumhuriyet

Çalıkuşu

yazar: Reşat Nuri Güntekin

Genç ve idealist öğretmen Feride'nin (Çalıkuşu) Anadolu'nun çeşitli kasabalarında öğretmenlik yaparken yaşadıklarını, kişisel acılarını ve dirayetini anlatan, kuşakları etkilemiş klasik bir roman.

Bu kitaptaki kelimeler

Romanın diline yansıyan 39 anahtar eski kelime ve metinden alıntılar.

  • Mutsuz, talihsiz.

    "Bu bedbaht Munise'nin hayatında, annesinin yerini bir nebze olsun doldurabildiysem ne mutlu bana."

    Bağlam: Feride'nin himayesine aldığı öksüz Munise'yi anlatırken kullandığı sıfat; anaçlık ve acıma teması.

  • Yetenek, beceri, kavrayış.

    "Bu küçük kızın gözlerinde, yaşına sığmayan bir dirayet parlıyordu."

    Bağlam: Feride'nin karakterini özetleyen bir dış-bakış kullanımı; romanın güçlü kadın portresinin temel taşlarındandır.

  • Fedakârlık, vazgeçme.

    "Sevdiğim adamdan feragat etmek, hayatımın en ağır imtihanı oldu."

    Bağlam: Feride'nin Kâmran'dan ayrılışını ve kendini öğretmenliğe adayışını anlatırken başvurduğu kelime; fedakârlık teması.

  • Yaramaz, afacan.

    "O kadar haşarı bir kızdım ki, ağaçların en yüksek dalına çıkmadan içim rahat etmezdi."

    Bağlam: Feride'nin kendi çocukluğunu anlattığı Notre Dame de Sion pansiyon sahnelerinin anahtar kelimesi.

  • Anılar, hatıra defteri.

    "Bu sarı kaplı defter, artık benim bütün hâtıratımı saklayan biricik sırdaşım oldu."

    Bağlam: Feride'nin tuttuğu günlüğü tanımlarken kullandığı kelime; romanın günlük-roman biçimine doğrudan işaret eder.

  • Ayrılık acısı.

    "Kâmran'dan ayrılışımın hicranını, yıllar geçse de yüreğimden söküp atamadım."

    Bağlam: Romanın merkezi aşk acısını ifade eden, Feride'nin günlüğünden yansıyan iç sesi taşır.

  • Tatlı hayal, düş.

    "Çocukluğumun bütün hülyaları, o akşam bir bir kırılan cam parçaları gibi ayaklarımın dibine döküldü."

    Bağlam: Feride'nin Kâmran'a olan aşkını ve gelecek tasavvurlarını anlatırken kullandığı lirik kelime; aşk ve kırılan umut teması.

  • Kara çalma, yalan isnat.

    "Kasabanın diline düşmüştüm; en ağır iftiralar altında ezilirken bile başımı dik tutmaya çalıştım."

    Bağlam: Feride'nin taşra kasabalarında genç ve güzel bir muallime olarak maruz kaldığı dedikoduları tanımlayan kelime.

  • Hayal kırıklığı, gönül kırıklığı.

    "Bu ilk inkisar-ı hayal, yüreğime düşen ilk ağırlıktı; ama düşmemeyi öğrenecektim."

    Bağlam: Feride'nin olgunlaşma sürecindeki ilk büyük hayal kırıklığı; romanın 'büyüme' temasının dönüm noktası.

  • Acı, ıstırap, sıkıntı.

    "Izdıraplı gecelerimde, pencereden uzaktaki köpek seslerini dinleyerek sabahı beklerdim."

    Bağlam: Feride'nin Kâmran'dan ayrılığın ardından yaşadığı uykusuz geceleri tasvir ederken kullandığı sıfat formuyla geçer.

  • Sıkıntı, iç karartısı.

    "Zeyniler'in o harap mektep binası, ilk girdiğim gün üstüme öyle bir kasvet çökertti ki bir an geri dönmeyi düşündüm."

    Bağlam: Feride'nin tayin olduğu ıssız Anadolu köylerinin ve harap mekteplerin atmosferini anlatırken en çok başvurduğu kelime.

  • Büyük köşk, eski aile evi.

    "Kozyatağı'ndaki o büyük konak, çocukluğumun bütün şakrak seslerini içinde saklıyordu."

    Bağlam: Feride'nin büyüdüğü Besime Teyze'nin evi; romanın İstanbul bölümünün ana mekânıdır.

  • Hoşluk, güzellik.

    "Zeyniler köyünün sabah sisinde, dağların öyle bir letafeti vardı ki insan bütün dertlerini unutuyordu."

    Bağlam: Feride'nin Anadolu köylerindeki tabiat tasvirlerinde ve çocukların güzelliğini anlatırken kullandığı kelime.

  • Eğitim, öğretim.

    "Maarif müdürünün odasında, tayinimi beklerken ellerim buz gibi olmuştu."

    Bağlam: Feride'nin tayinlerini ve memuriyet yolculuğunu şekillendiren kurumsal çerçeve; romanda sık sık 'Maarif Müdürü', 'Maarif Dairesi' gibi tabirlerle geçer.

  • Utangaçlık, çekingenlik.

    "Müfettişin sorusu karşısında yanaklarıma yayılan o mahcubiyet, sanki bir kız çocuğun yüzünde değil, ezelden beri orada duruyordu."

    Bağlam: Genç öğretmenin otorite karşısında hissettiği masum sıkılganlığı anlatan, karakterin saflığını vurgulayan kullanım.

  • Kendinden geçmiş, çılgın.

    "Onun ardından bir meczup gibi sokaklarda dolaşıp durduğum o günleri kimseye anlatamam."

    Bağlam: Feride'nin nişanlısı Kâmran'ın ihanetini öğrendikten sonraki ruh hâlini ve tasvir edilen bazı köylü tipleri için kullanılır.

  • Ülkü, ideal.

    "Benim bu ıssız köylerde bir mefkûrem vardı: bu kara gözlü çocuklara okumayı öğretmek."

    Bağlam: Feride'nin öğretmenliği bir meslek değil bir dava olarak gördüğünü anlatan merkezi kavram; idealizm teması.

  • Acıma, şefkat.

    "Bu hasta çocukların gözlerine bakıp da merhamete gelmemek, insan yüreğinin harcı değildir."

    Bağlam: Feride'nin öğrencilerine ve Munise'ye karşı beslediği duyguların temel kelimesi; anaç şefkat teması.

  • Güçlük, zahmet.

    "Bu uzun yolların meşakkati, çocukların gülüşünü görünce bir anda unutulurdu."

    Bağlam: Feride'nin bir kasabadan diğerine yaptığı zorlu at arabası yolculuklarını anlatan sahnelerin kelimesi.

  • Kadın öğretmen, bayan öğretmen.

    "Küçük bir muallime olarak geldiğim bu ıssız kasabada, çocukların saf bakışları tek tesellim oldu."

    Bağlam: Feride'nin Anadolu'nun dört bir yanında öğretmenlik yaparken kendini tanımladığı unvan; romanın öğretmenlik ve idealizm temasının merkezinde yer alır.

  • Göçmen.

    "Kasabanın kenarındaki muhacir mahallesinde, bir Rumeli türküsü yürek dağlayan bir sesle yükseliyordu."

    Bağlam: Feride'nin Anadolu'nun farklı kasabalarındaki sosyal dokuyu tasvir ederken değindiği unsur; savaş sonrası Anadolu atmosferi.

  • Aydın, entelektüel.

    "Memlekete faydalı bir münevver olmak için, İstanbul'un konforunu bırakıp bu ücra köylere gelmek gerekiyordu."

    Bağlam: Feride'nin öğretmenlik idealizmini siyasî-toplumsal bir çerçeveye oturttuğu anlarda kullandığı kelime.

  • Kibarlık.

    "Doktor Hayrullah Bey'in o biraz hırçın, biraz alaycı tavrının altında, eski zamanlardan kalma bir nezaket gizliydi."

    Bağlam: Feride'nin sonradan evleneceği Doktor Hayrullah Bey'in karakterini betimlerken kullandığı kelime.

  • Yüz örtüsü.

    "Peçemi indirdim ki kimse gözlerimdeki yaşları görmesin; sokaklar bana ilk defa bu kadar yabancı gelmişti."

    Bağlam: Feride'nin İstanbul'dan kaçış sahnelerinde ve taşraya vardığında kadın kimliği ile ilgili pasajlarda sıkça geçer.

  • Dağınık, bitkin.

    "Saçlarım perişan, gözlerim şişmiş bir hâlde, gecenin karanlığında İstanbul'dan kaçtım."

    Bağlam: Feride'nin nişanı bozduktan sonra konaktan kaçışını anlatan sahnenin temel kelimesi.

  • İncelik, duygusallık.

    "Munise'nin hasta başında geçirdiğim o geceleri hatırladıkça, hâlâ içimde bir rikkat duyuyorum."

    Bağlam: Feride'nin evlatlık edindiği Munise'ye karşı hissettiği anaç şefkati anlatırken kullandığı kelime.

  • Temiz, saf yürekli.

    "Köy çocuklarının o sâf bakışları, İstanbul'un bütün süsünden daha kıymetli geldi bana."

    Bağlam: Feride'nin Anadolu çocuklarını ve köylüleri tasvir ederken yaptığı saflık-şehir karşıtlığının anahtar kelimesi.

  • Sevecenlik, merhametli sevgi.

    "Bu yetim çocukların başına şefkatle elimi koyduğumda, kendi yetimliğimi unutuyordum."

    Bağlam: Feride'nin öğretmenlik mesleğini bir sığınak olarak benimseyişini gösteren, romanın öğretmen-öğrenci ilişkisini yücelten kullanım.

  • Macera, başından geçenler.

    "Bu defterin sayfalarına, küçük bir çalıkuşunun uzun ve yorucu sergüzeştini yazıyorum."

    Bağlam: Feride'nin günlüğünde kendi hayat hikâyesini tanımlarken başvurduğu kelime; romanın otobiyografik-günlük yapısına uygun.

  • Doktor, hekim.

    "Kasabanın yaşlı tabibi, Munise'nin hasta yatağı başında ümidini çoktan kesmişti."

    Bağlam: Munise'nin hastalığı ve ölüm sahnesinde geçen kelime; romanın en dramatik bölümlerinden birinin atmosferini kurar.

  • Hayal etmek, düşlemek.

    "Çocukluğumdan beri tahayyül ettiğim o uzak, masal Anadolu'sunun yerinde, tozlu ve yorgun bir gerçek duruyordu."

    Bağlam: Feride'nin İstanbul'dan Anadolu'ya geçişindeki hayal kırıklığını anlatır. Romanın 'idealizm-gerçek' çatışmasını başlatan an.

  • Aşağılama, hakaret.

    "Müfettişin o soğuk bakışları, âdeta beni bir tahkirdi; oysa tek suçum bu çocuklara annelik etmekti."

    Bağlam: Feride'nin B. kasabasında yaşadığı dedikodular ve müfettiş sahnesinde kullandığı kelime; kadın öğretmene yöneltilen haksız yargıları anlatır.

  • Atama.

    "Tayin kâğıdım elime geçtiği gün, dünyada bir başıma kaldığımı anladım."

    Bağlam: Feride'nin köy köy dolaştırılmasının her aşamasında geçen memuriyet terimi; öğretmenliğinin çileli yönünü simgeler.

  • Merak, öğrenme isteği.

    "Köylü çocukların tecessüs dolu bakışları altında dersime başlamak, hayatımın en heyecanlı imtihanıydı."

    Bağlam: Feride'nin ilk ders deneyimini canlı kılan, çocukların öğrenme açlığını betimleyen kullanım.

  • Üzüntü, acı duyma.

    "Kâmran'ın o mektubunu okuduğum gece, derin bir teessür içinde sabaha kadar pencereden ayrılamadım."

    Bağlam: Feride'nin aşk acısını ve ayrılığın yarattığı iç sızıyı anlatırken kullandığı duygu kelimesi; hicran temasıyla iç içe.

  • Kadere boyun eğme, razı olma.

    "Anadolu kadınlarının yüzlerinde, asırlardır süzülüp gelmiş bir tevekkül vardı; ne acıyı reddediyor, ne de teslim oluyorlardı."

    Bağlam: Feride'nin Anadolu kadınına dair gözlemini taşır; romanın halkçı ve saygılı bakışını özetler.

  • Vicdan.

    "Vicdanım bana, bu çocukları bırakıp gitmenin en büyük ihanet olacağını söylüyordu."

    Bağlam: Feride'nin öğretmenlik idealizmi ile şahsî acıları arasında kaldığı her an içindeki sesi ifade ettiği kelime.

  • Kavuşma.

    "Visal ümidini çoktan gömmüştüm; bu defter, ancak hatıraların küllerini karıştırmaya yarıyordu."

    Bağlam: Feride'nin Kâmran ile yeniden kavuşma ihtimaline dair duygularını işlediği iç monologlarda geçer; aşk ve ayrılık teması.

  • Geveze, hoppa.

    "Çocukluğumda beni 'Çalıkuşu' diye çağırırlardı, çünkü hepsinden daha zevzek, daha haşarıydım."

    Bağlam: Feride'nin kendi çocukluk karakterini ve romanın başlığı 'Çalıkuşu' lakabının hikâyesini anlatırken kullandığı kelime.